Lost 4 sezon sonra…

•July 12, 2008 • Leave a Comment

________SPOILER ALERT________

Dizinin 4. sezonu ile ilgili ağır spoiler içeriyor. İzlemediyseniz direk sağ üst köşedeki kırmızı çarpı işaretine basınız. Evet bütün lost teorilerim patladıktan sonra artık bu diziyi tahmin yürütmeden izlemeye çalışmaya başladım:)(yürütsem de paylaşmıyorum)(no theory, no cry:D)

Müthiş bi sezon sonrası söylemek istediğim ilk şey: 5 ay uzun bir süre:D

4. sezonun yeni karakterleri

Serilere sonradan katılan elemanlar bende hep bir korku yaratır(kitap olsun, film olsun, dizi olsun…).Fakat bu sefer katılan elemanlar diziye bayağı renk kattılar.

Frank Lapidus pilotumuz bir viper pilotu yeteneğine ve bir temel reis havasına hakim olmakla birlikte, son derece komik gelmekte bana.(Bahçıvan’da oynayan Jeff Fahey olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum, yaşlanınca insana daha bi benzemiş sanki:D)

Daniel Faraday zaten süper Jeremy Davies oynadı, ekranım şenlendi:)

Zaman yolculuğu,” Sabit”, ada ve gerçek dünya arasındaki zaman farkı gibi benim için çok mühim konuların kilit adamı oldu.

Charlotte ve ghostbuster Miles konusunda nötr’üm çünkü ne ayak olduklarını ben de anlamadım:D

Naomi’yi saymıyorum, zaten sevmemiştim.

Bu Sefer Penny’ nin Botu:

Dizinin sezon finalinde abartı olduğunu düşündüğüm bir kaç şey olsa da( Sawyer’ın helikopterden atlayışı, yüzerek adaya varışı ,artistik hareketler bunlar:D çok yalansın Sawyer, ehue), yine de yerimde oturamadığım, bolca sıçradığım ve “e yok artık” diyerek , keyiften dört köşe izlediğim bir sezon finaliyle bitti 4. sezon.

En çok adamım Desmond ile Penny nin kavuşmasına sevindim:D

Geçen sezon sonu Charlie’nin ölmeden önce konuştuğu Penny adaya bayağı yaklaşmayı başardı ve Des’ini buldu sonunda.(gerçek aşk ne engeller aşıyor arkadaş:D )

Bir sürü yeni soru:

Jin Suşe öldü mü emin değiliz:S.

Bu arada ada yerinden oynadı, zamanda mı yoksa mekanda mı, yoksa her ikisinde de mi? Bilemiyoruz.

Locke neden takma isim kullandı? Neden öldü?

Claire neden Aaron’ ın adaya dönmesini istemiyor?

Şu Richard ne ayak ?

Sun ne işler çeviriyor?

Nadia’ya ne oldu?

Daniel Faraday okyanusun ortasında mı kaldı?

Hala 4 ayaklı heykel, black smoke, jacob  ile ilgili sorular cevap bulmuş değil.

Zaman Yolculuğu varsa nerde De Lorean???  :D :D

Soru soruyorum soruyorum, duvar!

Ama ben bu diziyi böyle seviyorum:D

Çok dağınık yazdım o yüzden daha fazla yazmak istemiyorum.

Çok keyifli bir sezondu=)

PİSİFORCE

•May 3, 2008 • Leave a Comment

Fatih ‘in Yağmur adlı entry’ye girdiği yorumu gördüm bugün, tekrar okudum. O kadar hoşuma gitti ki buraya post olarak girmek istedim.—>

tebrik ederim pisican.
Güzel paylaşım. ihya olduk. kah güldük kah ağladık. bir ara gözümüz buğulandı ama sorma neden? sorma. sorucaksan adam gibi sor. türkçe dil bilgisi kurallarına uy. ama cevap vermeyebilirim. verebilirim de. halet-i ruhiye bu sonsuz değişkene bağlı olarak şekilleniyor. bir kuantumluk var burada ama hadi neyse. yormayalım kafayı.zaten sodyum eksikliğim var. sinir hücrelerimin potosyum pompalarını belediye mühürledi. küresel ısınma malum. dediler ki düşünme o kadar. memleketi mi kurtaracaksın dediler bana.biliyo musun? arka da we will rock you çalıyorlardı pis pis. bir de ayakları pisti adamların eve kadar girdiler batırdılar bizim evi annem çok kızdı ama dedim nasılsa temizlikçi gelecek ama annem evin ortalama temizlik seviyesini düşürceğine dair bir powerpoint slaytı yapınca beşten ona kadar ikna oldum. zaten temizlikçi kadına sınıf farkı force unu yerlere düşürmeme konusu tekrar gündeme gelecekti ki babamın yaptığı son dakika önergesiyle kanun olmaktan çıktı. konu danıştaya gitti. sonuç ne çıkar bilmiyorum. kuzanim dilara varya eğer aksi yönde karar çıkarsa halka gideriz dedi bir aile toplantısında ama kapılar kapalıydı. kapalı kapılar arkasında konuşulmasın dedim. bunları halkla paylaşalım velhasıl diye ne kadar altını çizdiysem de kardeşim ömer söz Hulk ın dır diyerekten beni moralmen çökertmeye çalıştı. elmastan sert gururum bu cuntacı anlayışa karşı boyun eğmedi ve kağıthane deresinde bir tarRock adlı alternatif,muhalif, ilerici ve diğer pozitif akılcı öğelerden mustakil 3 oda bir salon bir konser yaptım. deredeki çingene çocukları amatör gruplarla tanıştırıp çingene müziğine farklı bir soluk getirmeye çalıştıysam da çocuklar dereden kolibasili kaptıkları için ortaya çıka çıka mastika mastika ile şakşukanın futurist bir hardcore kırma coverı çıktı.

oh be bilinç altım ne kadar doluymuş.yazdım rahatladım.

bana bu şekilde textbox verirsen sonu bu olur.

From Yağmur, 2007/07/21 at 8:08 PM

Empati

•May 3, 2008 • 1 Comment

Adam Fawer’ın yeni kitabı çıktı efendim, ilgililere duyurulur.

Kitap hakkında bi şeyler yazmak isterdim{çok beğendim, şahane gibi gibi} ama henüz okumadım:(

ve maalesef haziran sonunda anca okuyabileceğim:(

NOTT:::: D&R’dan indirimli alınabiliyormuş kitap…

kitap hakkında detaylı bilgi

Heroes

•September 13, 2007 • 3 Comments

Ya arkadaşlar Heroes beni resmen hayal kırıklığına uğrattı, ben cnbceden takip eden biri olarak bütün sezon boyunca tüm aksiyonun sezon finaline saklandığını umuyordum ama o kadar sönük bir sezon finaliydi ki, bu kadar gürültü bu dizi için mi koparıldı dedim.

Şimdi bütün sinir ve dumur olduğum konuları anlatayım.

Bütün bir sezon boyunca gerçek potansiyellerini sezon finaline sakladıklarını düşündüğümüz hiç bir karakterin potansiyelini göremedik.
Ben Nikki ‘nin gücünü görürüz diyordum anca bir kez vurabildi Sylar’a.
Hiro bütün sezon boyunca bir gaza geldi, bir söndü, sonunda o da anca bir kılıç darbesi vurabildi Sylar’ a ve o darbenin de başarılı olup olmadığını bilemiyoruz : S
zaten hemen akabinde Sylar onu uçurdu, ölüm döşeğinde haddini bildirdi.
Şimdi sorarım size hani ponpon kızı kurtaran dünyayı kurtarıyordu, ne yaptı abi Claire, babasını ikna mı etti, bu mudur yani, e abisi gelmese Claire Peter ‘ı vurup gene durduracaktı patlamasını ve sonra Peter’ da olaydan sağ sağlim kurtulacaktı. Nathan sırf birileri ölsün de insanlar üzülecek bir şey bulsun diye öldü.

Ayrıca Nathan ‘ın bomba patlarsa amerika’nın bana ihtiyacı olacak, dünya’nın bana ihtiyacı olacak derken dünyanın amerika’dan ibaret olduğunu ima etmesi, olayı “dünyayı biz yönetiyoruz ha ha” ‘ya getirmesi beni çok sinirlendirdi.

Ando ‘ya da kıl oldum:)
Hiro’ya diyor ya, bana hep en sevdiğin hikayeleri anlattın; akabinde sıraladığı hikayeler hep amerikan kardeşim, sadece sonunda bi tane var kensei midir nedir?
Sen git dünyanın en efsanelerle dolu kültüründe doğ, büyü, yetiş, hala amerikan kahramanlarından bahset, olm japon musun amerikan mısın?Ne ayaksın söyle bana ya?

Sonuçta kahramanlardan oluşan bir grubun hikayesi olarak çıkıyor ortaya ama ben bi kahramanlık göremedim.
X-men daha iyi hatta.

Son bir şey eklemek istiyorum, bütün sezon bir Sylar’ la geçti, o kadar kahraman toplandınız, bir numaranızı göremedik. Sylar kadar olamadınız.

Bu dizi için neden bu kadar gürültü patırtı koparıldı çözemedim.
Bi de Lost’ la kıyaslamıyorlar mı, çok gülünç oluyor doğrusu.

Umarım 2. sezon süper olur da, bu kadar izlediğimiz boşa gitmez.

~~~~notlar~~~~
2yuzdeki yazımdan kopyaladım, utanmadan burda da yayınladım olayına giriyorum.gelecekte daha da fazla gireceğim çünkü okul başlıyor:(

Otomatik Portakal Etkisi

•August 31, 2007 • Leave a Comment

Otomatik Portakal etkisi, bir durumu bir şekilde yorumladıktan sonra, aslında yorumladığınız şeyin tam tersinin doğru olduğunu anlamanızla girdiğiniz ufak çaplı şok durumunda kullanılır.

Otomatik Portakal bu tür çelişkilerle doludur. Herşeyden önce Alex’le başlayayım. Mavi gözleri, yumuşak sjff_03_img1220.jpgsesi, elindeki süt bardağı ve masum ifadesiyle adeta  bir bebek gibi görünen Alex, aslında en çok zevk aldığı şey, 3 arkadaşı ile sokaklarda terör estirmek olan “evlerden ırak olsun” bir insan. (1.OPE) Hayatının merkezini şiddet, seks ve hırsızlık oluşturuyor. Ama bir gün arkadaşlarından yediği bir kazıkla kendini hapiste buluyor. Burada Alex’in İncil’i okuduğunu görünce, ulan adama bak, doğru yola döndü derken, aslında kendini İsa’ya işkence ederken hayal ettiğini görünce dumura uğruyorsunuz.(2. OPE)

Sonra Alex hapisten erken çıkmak için deneysel bir tedavi yönteminin deneği olmayı kabul ediyor. Ama bu tedavi sonrasında Alex (ondan en çok nefret ettiğiniz zamanda) aklından kötülük geçmeyen, tamamen masum bir “insana” dönüşüyor(3.OPE). Hatta onun çılgınlığının sembolü olan sevgili yoldaşı Beethoven’ın 9. senfonisini bile dinleyemez oluyor. Alex süt dökmüş kediye dönüyor. Alex’e acımaya, onu anlamaya ve sevmeye başlıyorsunuz.  Fakat bu sefer de geçmişinde yaptığı hatalar onun yakasına yapışıyor. Felç ettiği adam başta, herkes Alex’ten intikam almaya başlıyor, buna ailesi de dahil olmak üzere. Bu intikam seanslarından birinde, Alex, kendini, şiddeti çağrıştıran herşeyden kaçma çabasıyla, evin penceresinden dışarı atıyor ve her yerinin kırılıp dökülmesi (doğal) sonucuyla hastaneye kaldırılıyor.Bu kazadan sonra insanlar Alex’in artık iyi bir insan olduğunu anlıyor ve onu affediyor, baş tacı ediyorlar. Bu noktada Alex’in kazanın etkisiyle tekrar eski kötülüğüne döndüğünü görüyoruz ve filmin son dumurunu yaşarken, film bitiyor.(4. OPE)

Kısaca bu dumurlara ben Otomatik Portakal Etkisi diyorum çünkü hiç bir filmin bu dumur durumunu daha iyi yaşattığına rastlamadım şimdiye dek. Hatta Fight Club’ın sonuna doğru bile dumura uğrayınca, ohannesburg, otomatik portakal var bu filmde, amanın, şeklinde yorumladığım oldu.Kısaca benim için bir  ”generic name” oldu. ( bir grup şeyi grubun öncüsüyle anmak. ( bknz. kağıt mendil için selpak demek) op.jpg

Otomatik Portakal etkisi çok uzun sürebilir ya da bir şimşek çakması kadar kısa zamanda gerçekleşebilir. Bir anda feleğiniz şaşabilir. Bu da böyle bir Aysedune yaklaşımı. Hayırlı uğurlu olsun.

There’s no easy way out

•August 28, 2007 • 1 Comment

Basitçe, başarının ve yenilginin öyküsü bu.
“No work no gain” kardeşim, hiç bir başarı kolay yoldan kazanılmaz diyerek bu klibe link veriyorum.

rocky.jpg Ayrıca çocukluğumun repliklerinden biridir Rocky’nin Edriyıınn Edriiyıınn diye bağırışı. Bu da Altantois’in rocky hali ama Eliiif Eliiif diye bağırıyor!!!:)

Hadi 80lere bir dönüş yapalım…

.

.

Durup dururken yüzüme yerleşen aptal gülümseme

•August 28, 2007 • Leave a Comment

Kimi bilir kimi bilmez ama bir düzine acemi işten sonra nispeten daha ciddi bir iş çıkararak ilk kısa filmimi yaptıktan sonra içime yerleşen ve de gitmeyen abuk bir mutluluğu buraya taşımak istedim.

O günü benimle yaşayan çok az insan var, kısa filmimin ilk gösterildiği zamanı yani, ve onların tahmin edebileceği bir ruh durumu benimkisi.

Bazen otobüste giderken ya da yolda yürürken o akşamı, o anları hatırlıyorum, çekim yaptığımız zamanları, görüntülerin son halini düşünüyorum ve elimde olmadan suratıma aptalca bir gülümseme yerleşiyor. İşin garibi o gülümsemeyi yüzümden silmek istemiyorum, o aptal gülümseyişi çok seviyorum:)

Herkesin o aptal gülümsemeyle gezeceği günlerin şerefine efendim…

U2 albüm kapakları

•August 16, 2007 • Leave a Comment

Serinin ikinci halkası olarak sizlere tüm zamanların en iyi gruplarından biri olan U2 nun albüm kapaklarını sunuyorum.

Hani derler ya zaman tünelinde bir yolculuk yapalım. İrlanda’ lı grup Bono,theEdge, Larry ve Adam ‘dan oluşmakta.İnsan Hakları ve sosyal adalet için bir çok sivil çalışmaya yardımda bulunmuş bir grup. 22 adet grammy ödülü var.(ohannesburg çünkü müzik tarihinde en fazla grammy alan grup!). grubun asıl kurucusu Larry (baterist) ve grubun ilk adı aslında HYPE ve fakat daha sonraları grup U2 adı ile sahne almaya başlıyor ve gerisini biliyorsunuz,efsanevi rock grubu oluyorlar:)

Boy – 1980
October – 1981 
War — 1983
Under a Blood Red Sky — 1983
The Unforgettable Fire — 1984
Wide Awake in America — 1985
The Joshua Tree — 1987
Rattle and Hum — 1988
Achtung Baby — 1991
Zooropa — 1993
Pop — 1997 
Best of 1980-1990 — 1998
Best of 1990-2000
Million Dollar Hotel
All That You Can’t Leave Behind — 2000
How to Dismantle an Atomic Bomb — 2004

u2_boy.jpg   october.jpg   war.jpg  

under-a.jpg   unforgettabla.jpg   wideawake1.jpg   

joshua-tree.jpg   rattle.jpg   achtung.jpg

zooropa.jpg   pop.jpg   best.jpg

best2.jpg   milliondollar.jpg   allthatyou1.jpg

how_to_dismantle.jpg

~~~~notlar~~~~

*Million Dollar Hotel için yaptıkları soundtrack albüm harikadır.

*Bu filmin senaryosu Bono ‘nun bir hikayesi üzerine kurulmuş. Wenders ve Bono arasında ilginç bir bağ var.

U2′ nun Until the End of the World şarkısı da Wenders için yazılmış. 

Bryan Adams albüm kapakları

•August 14, 2007 • 1 Comment

Aslında bir seri olarak hazırlamayı düşündüğüm albüm kapakları programının ilk halkası olacak bu yazı.

Neden Bryan Adams’ la başladığıma gelince, 13-16 yaşlarım arasında en çok dinlediğim şarkıcıydı. Tabi başkaları da vardı U2 gibi ama toplam zamanı düşününce  Bryan Adams’ ın o çağımda en çok dinlediğim müzisyen olduğunu görüyorum. Biraz daha büyüyünce tabi U2′ ya yatay geçiş yaptım (bknz. Olgunluk)

Bu kanadalı; 1959 doğumlu, nedendir bilinmez filmlere çok güzel şarkılar yapabilen bir adamdır.  Fotoğrafçılıkla da uğraşmıştır, hatta çektiği fotoğrafları bir çok kez dergilerde yayınlanmış, sergilerde yer almıştır.

Bryan Adams — 1980
You Want It, You Got It — 1981
Cuts Like a Knife — 1983
Reckless — 1984
Into the Fire — 1987
Live!Live!Live! — 1988
Waking Up The Neighbours — 1991
So Far So Good — 1993
18 Til I Die — 1996
Mtv Unplugged — 1997
On a Day Like Today — 1998
Best Of Me — 1999
Spirit –2002
Room Service — 2004
Anthology — 2005

bryad4.jpg   youwait4.jpg    cutlia4.jpg 

   rec14.jpg   intthfi4.jpg  livlili4.jpg 

  wakupth4.jpg    sofaso4.jpg    18tii4.jpg

   unplugged4.jpg     onaday41.jpg    bestofme.jpg   

 1_spirit.jpg    bryan_adams_-_room_service.jpg   anthologyba.jpg

~~~~notlarrr~~~~

* albüm kapaklarının çoğu siyah- beyaz ve yanında kırmızı var bazılarında. Mütevaziliği albüm kapaklarına da yansımış derim.

*1981 de çıkan ” You want it, you got it ” in kapağına bakınca aklıma Michael Jackson’ ın kısa paçaları ve beyaz çorapları geldi:)

* gereksiz bilgi : bryan adams vejeteryandır.

*Türkiye’ de ilk kez stadyum konserini veren adamdır ayrıca, bi de1999′da İstanbul’ da tekrar konser vermiştir. Hatta ben de gitmiştim. [1999-1984=15 (13-16 aralığında:) )]

Michel Gondry

•August 10, 2007 • Leave a Comment

michel-gondry-touched.jpg8 mayıs 1963 doğumlu fransız bir yönetmen. Anne müzisyen, baba ressam, alın size bir Kuisatz Haderah daha(bknz. Liza Minelli). Kendisi daha sadece 2 uzun metraj filminin yönetmenliğini yaptı ama çektiği video klipler, yazdığı senaryolar yüzünden çoktan kuşağımızın(benim kuşağımın en azından) favori yönetmenlerinden biri oldu.

Aslında Michel Gondry bir müzisyen olarak başlamış her şeye, daha sonra video klipler çekmiş ve en sonunda senaryo yazarlığı durağına uğradıktan sonra yönetmen olmuş.

Eternal Sunshine of the Spotless Mind ve Science of Sleep gibi kendileri ayrı 2 yazı yazılmasını gerektirecek süper film yaptı. İkisinde de kendine has havasını ve yeteneklerini sergilemeyi bildi. Sanırım bu mütevaziliği ile birleşmiş orjinal sinema anlayışı onu farklı kılıyor ve sevdiriyor.Science of sleep’te yaratıcılığını da konuşturdu.

Şimdi sizlere bu dehanın videolarını sunuyorum. İlki Chemical Brothers‘ın Star Guide adlı klibi, ikincisi de bu klibin yapım öncesi süreci. ikinci video özellikle Gondry’nin beyninin akışını merak edenler için ilginç olacaktır.

Bu da Daft Punk ‘ a yaptığı Around the World klibi.

Bu da Radiohead‘e çektiği Knives Out; Science of Sleep’le benzerliğe bakın, adam olacak çocuk klibinden belli oluyor:)

~~~~notlar~~~~

*İnternette Gondry’nin başka çalışmaları da var, hepsini buraya koymak istemedim, zaten son zamanlarda videolardan gidiyoruz, ama izlenilesiler, ben ne yapayım.

* Sevgili Akif’e Star Guide konusundaki bilgilendirmesi için teşekkür ederim. ( bknz. Intermedia workshop @ Summer of 2007 )

gondry.jpg