Battlestar Galactica 4. sezon

•August 7, 2007 • Leave a Comment

Kasım’ da gösterilmeye başlanacak 4.sezondan ilk teaser scifi.com’da yayınlandı ve buradan anlaşıldığı üzere Admiral Cain’in komutasında Pegasus’ un başından geçenleri öğrenenebileceğiz. Ben Cain karakterini çok beğenmiştim. Tüm o sertliği ve uyuzluğu altında çok sıkı bir disiplin barındırıyordu ve ben bu kadının neler yaşayıpta bu hale geldiğini çok merak ediyordum.

4. sezonda onu tekrar görmek çok güzel olacak bence. Ben her zaman dizide sadece 3 bölümde yer aldığı için duyduğum üzüntüyü paylaşırdım arkadaşlarımla. Süper olacak süper… demedi demeyin…

Lost – Aysedune Teorisi

•August 4, 2007 • 4 Comments

evet en sonunda ben de bu diziye bir el atayım, benim diyeceklerim var kardeşim, ben de fikir beyan etmek istiyorum diyerekten bu başlığı açıyorum, hayırlı uğurlu olsun amma velakin lütfen diziyi bitirmediyseniz okumayınız. Aramızda “spoiler” olarak tanımladığımız iğrenç, diziden alınan keyfin(afedersiniz) içine edici bilgiler dolmakta taşmaktadır.

Madde madde gideceğim, düzensiz ve spontane ilerleyeceğim, dağıldığım yerlerde toparlamakta kendinizi özgür hissediniz.

Şimdi dizide geçen bir cümle üzerinden giderek başlamak gerekirse;;;;

Only fools are enslaved by time and space” . Biliyorsunuz jacob denen görünmez olabilen bir “kişi” ya da güç ya da enerji var adada ve Jacob’ ın görünmez olmasından anladığımız kadarıyla kendini maddeden ve mekandan kurtarmışa benziyor.

Walt özel bir çocuk, bir çok teoride insanlar bunu farketmiş ve üzerine gitmiş.Bence Jacob özellikle Walt’u kaçırmak istedi çünkü Jacob “Voldemort*” gibi başka insanların görünümüne sahip olabiliyorsa ya da onların şeklinde cisimlenebiliyorsa ve bunu sadece özel bir insan üzerinden yapmak zorundaysa cisimlenmek için Walt’a ihtiyacı var. Ve 3. sezon finalinde Walt büyümüştü ve adada görünüyordu. Walt gerçekten adada olmadığına göre o kişi Walt ‘un şeklinde cisimlenmiş ve zamanda daha farklı bir şekilde ilerlemiş olduğundan daha büyük bir Walt olarak görünen Jacob’tı. Buradan varmak istediğim nokta Jacob’ın hem zamandan hem de mekandan bağımsız olduğudur. “Only fools are enslaved by time and space” sözü bu yüzden bu kadar önemli. Jacob akılllıların tarafında.

Peki jacob nasıl zamandan ve mekandan bağımsız olabiliyor?

Bence bir kuruluş ya araştırarak ya da şans eseri maddeyi zamandan ve mekandan bağımsız hala getirmeyi başarmış olabilir.Bu kuruluş da Penny’nin babası Widmore’un finanse ettiği bir kuruluş olabilir. Jacob’da bu kuruluş çalışan bir doktor ya da bir denek olabilir. Ve bu şekilde zamandan ve mekandan bağımsız hale gelebilmek dahil olmak üzere bilmediğimiz bir çok özellik kazanmış olabilir. Ve fakat daha sonra kuruluş jacob’ı kontrol etmeyi becerememiş olabilir, e jacob artık görünmez olabiliyor ve zamanda keyfince geziyorsa kontrolden çıkmıştır tabi. O Orientation’ daki adamın bir kolu yoktu hatırlarsanız, bence onu jacob kopardı:) adam tehlikeli kardeşim.

Jacob’ı nasıl kontrol altına alacağız?

işte Dharma Initiative burda devreye giriyor. Dünyayı bu tehlikeli güçten; jacob’tan kurtarmak için manyetizmayı kullanıyorlar ama bunu kullanırlarken çok dikkatli olmaları gerek ve biriken enerjinin de düzenli aralıklarla dağıtılması gerek. Bu yüzden bir istasyon var ve 108 dk da bir basılan ve biriken enerjiyi boşaltan bir mekanizma hazırlanmış. Bu yüzden düğmeye basmak çok önemli.

Desmond zamanda geziyor …

Desmond o anahtarı çevirdikten ve ambar havaya uçtuktan sonra hayatının gözünün önünden geçtiğini ama o görüntülerin daha sonra tamamen kaybolmadığını ama farklı olduklarını söylemişti. Artık geleceği de kapsıyordu bu görüntüler. Desmond artık kısmen zamandan ve mekandan bağımsız hale geldi. Yani jacob’ın bir özelliğini kısmen kazanmış durumda aslında. Ve bence gelecek sezonlarda bir şekilde belki de jacob’ ı durdurabilecek tek kişi Desmond olacaktır. Desmond o adaya düşen tek akıllı bu arada, neden mi? Only fools are enslaved by time and space. Desmond artık azad oldu.

3. sezon finalinde öldüğünü gördüğümüz kimdi?

Bence Benjamin’di. Bir çok insanın aksine ben ölenin kesinlikle Sawyer olduğunu sanmıyorum. Kate “he will be wondering me” derken bence Sawyer’ı kastediyordu, onu evde bekleyen adadan kurtulduktan sonra birlikte olmaya devam ettiği Sawyer. Ölen de neredeyse tüm hayatını adada geçirmiş ve dışarda hiç bir tanıdığı olmayan, ölse kimsenin mezarına uğramayacağı bir adam. Sadece Jack, Ben’in sözünü dinlemediği ve adadan kurtulmaya çalıştığı için vicdan azabı duyuyor ve onun cenazesine gitti, çünkü Ben haklıydı,” bunun geri dönüşü yok Jack, bu yaptığın en büyük hata olacak” demişti.

Kate de Ben ‘in öldüğünü duyunca Ben’e olan nefretinden dolayı”niye gideyim banane” der gibi baktı.

Diğer bi konu; bence Hurley 4. sezonda çok büyük yer alacak, belki de adaya dönmek konusunda diğer insanları o ikna edecek çünkü bu haliyle kimse Jack’ e güvenemez(Kate dahil).

* Voldemort Harry Potter serisindeki kötü büyücü. Hala okumadıysanız, gidin, alın, okuyun, ayıptır yaaw…

* bu düşünceler ve teori bana aittir;; sadece Walt gibi özel çocukların adada kullanıldığı bilgisini bi yerde okumuştum, aldım ve geliştirdim. Okumasaydım da geliştirirdim zaten :)

*bu da eğer lost teorilerinden hoşlanıyorsanız bakabileceğiniz başka bir teori benim hoşuma gitti.

http://www.bildirgec.org/yazi/lost-ve-genetik-kopya-teorisi 

******* İşte bu da “Only fools are enslaved by time and space” in geçtiği bi sahne ama sadece sahneyi tersten izlerseniz anlaşılıyor, video o sahnenin önce normal akışını sonradan da tersten akışını göstermekte ve benim tüylerimi diken diken etmektedir. (resmen tırstım.)

Cabaret

•July 28, 2007 • 1 Comment

cabaretf.jpg1972 yapımı bir Bob Fosse filmi.

All That Jazz‘in yönetmeni ve Chicago‘nun yazarı aynı zamanda.

Müzikal filmler kulvarında Cabaret bir milattır.

Konusundan giriyorum efendim;

1930lu yılların Berlin’i, Nazi hareketlerinin organizeleştiği ve yönünün belirlendiği hassas zamanlarda bir Cabaret’de başlıyor olaylar.

Master of Ceremonies size diyor ki, problemlerinizi dışarda bırakın, burda hayat güzel, kızlar güzel, hatta orkestra bile güzel.

Sally Bowles(Liza Minelli, aşık olunası insan) Caberet’ de çalışan, hayali oyunculuk olan, soncab3.jpg derece yetenekli, zeki, komik ve güzel bir şarkıcı; bir gün İngiltere’den gelen Brian’la tanışır ve çok zıt karakterlere sahip olmalarına rağmen çok iyi anlaşırlar ve kısa zamanda ayrılmaz bir ikili olurlar. Ama gelin görün ki, mütevazi Brian’ımızla çılgın ve girişimci Sally’mizin arasına Sally’i prodüktörlerle tanıştırabilecek güçte ve zenginlikte Maximillian giriyor. İşte olaylar bu noktada karışıyor(hem ülkede hem bizimkilerin ilişkisinde) şimdi Sally ne tarafa dönsün(Almanya ne halt yesin? e seçimler yakın:) )E sonrasını anlatmayayım filmi görmeyenler için.

Filmde Nazi yükselişinin etkilerine de yer verilmiş, özellikle masum görünüşlü bir çocuğun söylediği marş, bana o marşı bir sevgi ürünü sandığımda ve fakat daha sonra kameranın çocuğun üniformasını göstermesi ve marşın sözlerinin içeriğinin nereye gittiğini anlamamla bi anda Otomatik Portakal* etkisi oluşturdu(*bu etkiyi daha sonra bloğumda sizlere anlatacağım, şimdilik bilin ki bu zıtlıkların oluşturduğu şok).

Filmde şarkıların güzelliğine girmesem mi altından kalkamam mı, desem de inanmayın sakın; oturdum kendimi adadım, yazacağım:D:D

Liza Minelli gibi bir ses ve fizik bu dünyaya çok nadir gelir kanaatimce. Çünkü hem sesicabaret.jpg hem fiziği alışılagelmişin dışında ve sesini kullanışı, şarkıları söylerken dikkat edin, o kadar profesyonelce ki, ….* halt etmiş diyesim geliyor(*adı bende saklı). Minelli kesinlikle döneminin ekolü olmuş ve bir dönem (tıpkı Uma Thurman’ın Ucuz Roman etkisi gibi, ki kendisi de benzer) Sally gibi koyu küt saçlar, fransız kahküller, boyalı uzun tırnaklar, erkeksi giyiniş ve tavırlar popüler olmuş. Şimdi bu kadın ne söylese izlenir ve dinlenir kardeşim, o kadar göz kamaştırıcı ki, o kadar büyüleyici ki, yani ne desem boş, hele o kıkırdama tarzı gülüşü yok mu?

Filmin açılışındaki trompet sesleri zaten merakı artırırken, bir anda karşınıza Master of Ceremonies çıkıyor ve onun eşsiz yüzü, makyajı ve sesi size “Wilkommen” diyor;;;bu giriş(entr’acte) tek kelimeyle müthiş, çünkü o kadar akılda kalıcı ki; Aynı zamanda film size kesinlikle Cabaret’ de olduğunuzu hissetiriyor.

Favorilerimden devam edeyim; “Mein Herr“….hmmmm işte Minelli’nin tüm yeteneğini sergilediği performans, filmin gidişatında da önemli yere sahip , çünkü Brian ilk kez Sally’i sahnede izliyor,ve aslında biz de öyleyiz. Yani bu çılgın kızın yeteneklerini merak ediyoruz.

Maybe This Time “, hala benzeri yok,Brian ve Sally yakınlaşmışken onların aşkını bu şarkı ile görmek ve Sally ‘nin mutluluğunu “Maybe this time, he will stay” diyerek çoşkuyla anlatmasını izlemek SÜppperrrrrRRR bi keyif .

Money, money“; bunun da benzeri yok, master of ceremonies ile birlikte düet yapıyor Sally. Tam da iki aşk arasında kalmışken ve birinde para, diğerinde aşkı bulacağını bilirken.

-tak tak, at your window…

-who’s there?

-Hunger

-uuu hunger :O si ya love flies out the door!

ve son olarak da “Life is Cabaret“; ben her izleyişte bu sahnede Sally’ nin ağladığını düşünmüşümdür ama show must go on diye içinden geçirmiş olacak ki, kahkalarla söyler bu şarkıyı, tüm çoşkusu ve çılgınlığı üstünde, “When I go, I’m going like Elsieee” der ve beni bitirir. Yanlız ölecek belki ama mutlu olacak çünkü hayat bir kabare ve Sally kabarenin tam ortasında, hayatın tam ortasında. Bu şarkıyı dinlerken tüyleri diken diken olmayanlar çoşku duygusunu yeniden kazanmak için bungee jumping falan yapsın :)

~~~~notlarrr~~~~

*Master of ceremonies joel grey tarafından canlandırılmış, o yüzü gören unutamıyor.

*Cabaret ve All That Jazz bu sene İstanbul Film Festivali’nde de gösterildi. Sinemada izlemek daha bi keyifli takdir edersiniz.

*Filmin başındaki izleyici portresine ve sonundakine bakarsanız, Cabaret içinde herşeyin aynı kaldığını fakat dışında çok şeyin değiştiğini görebilirsiniz.(nazi işaretine dikkat!!!)

*Liza Minelli Judy Garland’ın kızı. Babası da zaten yönetmen Vincente Minelli.Yani bir araya gelip bi Kuisatz Haderah ortaya çıkarmışlar, yeteneğe şaşmamak lazım.

*Liza Minelli Cabaret’deki performansıyla oscar almış efendim. 3 tane de Tony ödülü var(ohannesburg) .cabaret-poster-c10053920.jpeg

Before Sunrise

•July 21, 2007 • Leave a Comment

Aslında N.Ş.A.’da aşk filmleri üzerine yazmam ama sıradışı aşk filmleri bazen beni üzerine yazmaya zorluyor efendim. Geçen gün bir vesileyle bu film hakkında 1 sayfalık bir yazı yazmıştım, biraz kırparak, biraz da değiştirerek buraya aktarmak istedim.Filmin sonuna dair “spoiler” denebilecek bir şeyler var, son paragrafı okumayabilirsiniz,,,dikkat!!!before_sunrise_o.jpg

Before Sunrise, 1995
Yönetmen: Richard Linklater
Oyuncular: Ethan Hawke, Julie Delpy

Her gün yola çıktığınızda mutlaka birileri ile gözgöze gelirsiniz ama o kişinin kim olduğunu bilmezsiniz ve asla bilemeyeceğinizi düşünürsünüz. Peki ya bir seferliğine o kişiyle gözgöze gelmekten fazlasını yapsaydınız, ona merhaba deseydiniz, kim olduğunu dinleseydiniz, neler olabileceğini hayal ettiniz mi?

Filmde geçen bir replikte, Celine “Neden herşey karmaşık olmak zorunda?” diyor. Film boyunca içten içe günlük hayatımızda yapmayı birçok nedenden ötürü istemeyeceğimiz ya da cesaret edemeyeceğimiz bir şeyin aslında ne kadar basit olabileyeceğini görüyoruz; konuşmak; bize tamamen yabancı olan bir insanla paylaşabileceğimiz bir şey olduğunu hissettiğimiz zaman onunla iletişim kurmak.1-1.jpg

Bu filmi izlediğinizde kendinizi bir peri masalı ya da Özel Bir Kadın ( Pretty Woman, 1990 ) ’ı izlemiş gibi hissetmiyorsunuz. Gerçek bir olaya tanıklık etmiş gibi ya da filmde geçtiği gibi, bir belgesel kanalında insanlar üzerine bir belgesel izlemiş gibi hissediyorsunuz. Sanki Jesse ve Celine kendi özel günlerini yaşıyorlar ve biz hakkımız olmadan onların gününü izliyor, tanık oluyoruz.

Film yönetmenin diğer fimleri gibi basit bir düşünceyle ve sade bir anlatımla aslında ne kadar çok şey anlatılabileceğini gösteriyor. Linklater’ın diğer filmlerinde de az sayıda oyuncu ve bol replik olduğundan bu filmde de çizgisini değiştirmeden basitliğin etkileyici olabileceğini kanıtlıyor.

Filmde hayata dair o kadar çok şey var ki: çocukluk, ölüm, yalnızlık, terk ediliş, aile, hayaller, arzular, nefret, savaş, kader, kadın/ erkek ilişkleri, doğa ve yolculuk gibi daha birçok tema sıralanabilir. Filmin çoğunun diyaloglardan oluştuğunu düşünürsek, ortalama bir aşk filmine kıyasla, bu filmde diyaloğa ne kadar önem verildiğini ve 97 dakikaya ne kadar düşünce sığdırıldığını farkediyoruz.before_sunrise.jpg

Eğer aşk filmi türü dâhilinde farklı yerleri olan, masalsı ve gerçekçi aşk filmleri içinden gerçekçi olanları seviyorsanız, bu filmi de seveceksiniz, tıpkı Clementine ve Joel ‘i Eternal Sunshine’ da izlediğiniz gibi izleyeceksiniz. Filmin sonunda ayrılmayacaklarını düşünüp, en sonunda şaşıracaksınız ve Jesse ve Celine yollarını ayırıp farklı camlardan farklı şehirlere giden yollara baktıklarında aynı şeyi düşüneceksiniz. Bu gece onların hayatlarında yaşadıkları en güzel geceydi.

 

Yağmur

•July 18, 2007 • 5 Comments

Cem Adrian’ın Makina’daki canlı performansı, Denizhan ‘la düet yapmış(ben de tanımıyorum:S) , şarkı benim çok hoşuma gitti, cem adrian dinlemişliğim yoktu bugüne kadar, yoksa hata mı ettim bilmiyorum:S?!

Tim Burton’s “Vincent”

•July 16, 2007 • 10 Comments

Bana sinemayı sevdiren şeyleri listelemem gerekse en başlarda mutlaka Tim Burton yer alırdı. Hayal gücü, yaratıcılığı, kendine özgü çizgisi, görsellik anlayışı ve öykü anlatmadaki başarısı yüzünden her filmini defalarca izlememe sebebiyet vermiştir. Daha çocukken BettleJuice’ u her görüşümde büyük bi keyifle ekranın başına kitlenmelerim aklıma geldi şimdi. O zamanlar başlayan Tim Burton ilgim büyüyünce azalacağı yerde, yapıtlarını bir bir keşfetmemle daha da arttı. Bu aralar Samet, Altan ve Zafro’yla paylaşırken neden herkesle bunu paylaşmayayım diyerek Vincent adlı 5 dklık stop-motion filmini bloğumdan sizlerle paylaşmaya karar verdim.E buyrun efendim…

http://rapidshare.com/files/43216211/timburton_s.avi.html

vincent0.jpg

Filmdeki anlatım Burton’ın çok sevdiği oyuncu Vincent Price tarafından seslendiriliyor.İşte filmdeki şiir;

VINCENT

Vincent Malloy is seven years old
He’s always polite and does what he’s told
For a boy his age, he’s considerate and nice
But he wants to be just like Vincent Price

 

He doesn’t mind living with his sister, dog and cats
Though he’d rather share a home with spiders and bats
There he could reflect on the horrors he’s invented
And wander dark hallways, alone and tormented

 

Vincent is nice when his aunt comes to see him
But imagines dipping her in wax for his wax museum

 

He likes to experiment on his dog Abercrombie

In the hopes of creating a horrible zombie
So he and his horrible zombie dog
Could go searching for victims in the London fog

 

His thoughts, though, aren’t only of ghoulish crimes
He likes to paint and read to pass some of the times
While other kids read books like Go, Jane, Go!
vinpoem1.jpg
Vincent’s favourite author is Edgar Allen Poe

 

One night, while reading a gruesome tale
He read a passage that made him turn pale

 

Such horrible news he could not survive
For his beautiful wife had been buried alive!
He dug out her grave to make sure she was dead
Unaware that her grave was his mother’s flower bed

 

His mother sent Vincent off to his room
He knew he’d been banished to the tower of doom
Where he was sentenced to spend the rest of his life
Alone with the portrait of his beautiful wife

 

While alone and insane encased in his tomb
Vincent’s mother burst suddenly into the room
She said: “If you want to, you can go out and play
It’s sunny outside, and a beautiful day”

 

Vincent tried to talk, but he just couldn’t speak
The years of isolation had made him quite weak
So he took out some paper and scrawled with a pen:
“I am possessed by this house, and can never leave it again”
His mother said: “You’re not possessed, and you’re not almost dead
These games that you play are all in your head
You’re not Vincent Price, you’re Vincent Malloy
You’re not tormented or insane, you’re just a young boy
You’re seven years old and you are my son
I want you to get outside and have some real fun.

 

”Her anger now spent, she walked out through the hall
And while Vincent backed slowly against the wall
The room started to swell, to shiver and creak
His horrid insanity had reached its peak

 

He saw Abercrombie, his zombie slave
And heard his wife call from beyond the grave
She spoke from her coffin and made ghoulish demands
While, through cracking walls, reached skeleton hands

 

Every horror in his life that had crept through his dreams
Swept his mad laughter to terrified screams!
To escape the madness, he reached for the door
voncent.jpg
But fell limp and lifeless down on the floor

 

His voice was soft and very slow
As he quoted The Raven from Edgar Allen Poe:

“and my soul from out that shadow
that lies floating on the floor
shall be lifted?
Nevermore…”

Harry Potter’ın 7. kitabının girişi

•July 10, 2007 • Leave a Comment

6. kitabı okuduktan sonra yazmıştım, bakalım Rowling’in yazdıklarıyla ne kadar paralel olacak? 7. Kitap 21 Temmuz’da satışa çıkıyor, türkçe çevirisi tahminen 2 ay sarkacaktır. Bu tahmini girişin tüm hakları bana aittir:)

Saat sabahın 4’ü olmuştu ve Harry hala uyanıktı. Gözü tavana dikili, düşünüyordu. Gece uyuyamamasının tek sebebi gördüğü kâbuslar değildi ki bu kâbusların çoğu Sirius’ un, Dumbledore’ un ya da Cedric Diggory’ nin ölümüyle noktalanıyor ya da kendisinin millerce uzunluktaki bir labirentin çıkmaz yolunda tıkılı kalmasıyla sonuçlanıyordu. Harry bu gece de uyanıktı çünkü yarın, 31 Temmuz’ da, bu saatlerde Harry’ nin doğumgünü geçmiş, o artık yetişkin bir büyücü olmuş olacaktı. Privet Drive’daki bu ev artık onu koruyamayacaktı ve Harry kendini bildi bileli kurtulmak istediği Dursley’lerin yanından ayrılmış olacaktı.

 

Bunlar da kitabın ilgiltere, amerika vs kapakları…

harry-potter-and-the-deathly-hallows.jpg

harry-potter-and-the-deathly-hallows-20070328093849023-000.jpg

livro7eua.jpg

 

guilty beni yazmış

•July 7, 2007 • Leave a Comment

çok mahçup oldum, güzel tespitler yapmış : D, beni utandırmış, zaten başıma lost u da sardı bilmiyorum yani:)

http://xguilty.wordpress.com/2007/07/07/10-adimda-aysegul-olma-yollari/

10 adımda ben olmanın yollarını yazmış samet, ama ben olmayın be, zordur:) bi bedenden başka bi bedene geç, yeni anılar ve bilgileri yükle, sonra eskilere format at. yeni alışkanlıklara alış vs vs. Zor be, herkes kendi kalsın…

Şaka bi yana eline sağlık Samet….

Intermedia

•July 4, 2007 • Leave a Comment

FA 494.01 kodlu, okulumda Batı Dilleri ve Edebiyatı bölümünde açılan bir ders.

Dersimizin bloğu da burda efendim; Intermediatic’ler ne yapıyormuş merak edenler için:

http://intermediaclass.blogspot.com/

Öğretmenimiz Jeffrey Baykal Rollins. Kendisi her derste yaratıcılığımızın sınırlarını genişletmek için ve zihnimizdeki sanat kalıplarını kırmamız için uğraşıyor; bize ilham kaynağı oluyor.

Kendisinin resmi sitesi: http://www.jeffreyrollins.net/

peki Intermedia ne demek ?

Intermedia was a concept employed in the mid-sixties by Fluxus artist Dick Higgins to describe the ineffable, often confusing, inter-disciplinary activities that occur between genres that became prevalent in the 1960s. Thus, the areas such as those between drawing and poetry, or between painting and theater could be described as intermedia. With repeated occurrences, these new genres between genres could develop their own names (e.g. visual poetry or performance art.)

http://en.wikipedia.org/wiki/Intermedia

Hunting High and Low

•July 4, 2007 • Leave a Comment

Eskiden a-ha diye bir grubun şarkısıymış ama en son Coldplay ‘in A Rush of B-Sides to Your Head albümünde yer aldı ve Coldplay bu şarkıyı muhteşem yorumlamış.a_rush_of_b-sides_to_your_head_coldplay.jpg

Ekşiye göre “hunting high and low” deyimi birini çılgınca aramak anlamında kullanılırmış.

şarkıyı bu linkten indirebilirsiniz:

gittim üşenmedim sırf blog takipçilerim için rapid’e koydum : )

http://rapidshare.com/files/41014826/21_-_Hunting_High_And_Low.mp3.html

çok sade bir dille aşkı anlatan mütevazi bir şarkı; sözleri de burda efendim:

here i am1025276_coldplay_200x200.jpg
and within the reach of my hand
she’s sound asleep
and she’s sweeter now
than the wildest dream
could have seen her
and i watch her slipping away
but i know i’ll be hunting high and low

there’s no end to the lengths i’ll go to

to find her again, upon this my dreams are depending
through the dark, i can feel the pounding of her heart
next to mine, she’s the sweetest love i could find
so i guess i’ll be hunting high and low
there’s no end to lengths i’ll go to

high and low
do you know how it feels to love you

do you know how it feels to love you
high and low