1972 yapımı bir Bob Fosse filmi.
All That Jazz‘in yönetmeni ve Chicago‘nun yazarı aynı zamanda.
Müzikal filmler kulvarında Cabaret bir milattır.
Konusundan giriyorum efendim;
1930lu yılların Berlin’i, Nazi hareketlerinin organizeleştiği ve yönünün belirlendiği hassas zamanlarda bir Cabaret’de başlıyor olaylar.
Master of Ceremonies size diyor ki, problemlerinizi dışarda bırakın, burda hayat güzel, kızlar güzel, hatta orkestra bile güzel.
Sally Bowles(Liza Minelli, aşık olunası insan) Caberet’ de çalışan, hayali oyunculuk olan, son
derece yetenekli, zeki, komik ve güzel bir şarkıcı; bir gün İngiltere’den gelen Brian’la tanışır ve çok zıt karakterlere sahip olmalarına rağmen çok iyi anlaşırlar ve kısa zamanda ayrılmaz bir ikili olurlar. Ama gelin görün ki, mütevazi Brian’ımızla çılgın ve girişimci Sally’mizin arasına Sally’i prodüktörlerle tanıştırabilecek güçte ve zenginlikte Maximillian giriyor. İşte olaylar bu noktada karışıyor(hem ülkede hem bizimkilerin ilişkisinde) şimdi Sally ne tarafa dönsün(Almanya ne halt yesin? e seçimler yakın:) )E sonrasını anlatmayayım filmi görmeyenler için.
Filmde Nazi yükselişinin etkilerine de yer verilmiş, özellikle masum görünüşlü bir çocuğun söylediği marş, bana o marşı bir sevgi ürünü sandığımda ve fakat daha sonra kameranın çocuğun üniformasını göstermesi ve marşın sözlerinin içeriğinin nereye gittiğini anlamamla bi anda Otomatik Portakal* etkisi oluşturdu(*bu etkiyi daha sonra bloğumda sizlere anlatacağım, şimdilik bilin ki bu zıtlıkların oluşturduğu şok).
Filmde şarkıların güzelliğine girmesem mi altından kalkamam mı, desem de inanmayın sakın; oturdum kendimi adadım, yazacağım:D:D
Liza Minelli gibi bir ses ve fizik bu dünyaya çok nadir gelir kanaatimce. Çünkü hem sesi
hem fiziği alışılagelmişin dışında ve sesini kullanışı, şarkıları söylerken dikkat edin, o kadar profesyonelce ki, ….* halt etmiş diyesim geliyor(*adı bende saklı). Minelli kesinlikle döneminin ekolü olmuş ve bir dönem (tıpkı Uma Thurman’ın Ucuz Roman etkisi gibi, ki kendisi de benzer) Sally gibi koyu küt saçlar, fransız kahküller, boyalı uzun tırnaklar, erkeksi giyiniş ve tavırlar popüler olmuş. Şimdi bu kadın ne söylese izlenir ve dinlenir kardeşim, o kadar göz kamaştırıcı ki, o kadar büyüleyici ki, yani ne desem boş, hele o kıkırdama tarzı gülüşü yok mu?
Filmin açılışındaki trompet sesleri zaten merakı artırırken, bir anda karşınıza Master of Ceremonies çıkıyor ve onun eşsiz yüzü, makyajı ve sesi size “Wilkommen” diyor;;;bu giriş(entr’acte) tek kelimeyle müthiş, çünkü o kadar akılda kalıcı ki; Aynı zamanda film size kesinlikle Cabaret’ de olduğunuzu hissetiriyor.
Favorilerimden devam edeyim; “Mein Herr“….hmmmm işte Minelli’nin tüm yeteneğini sergilediği performans, filmin gidişatında da önemli yere sahip , çünkü Brian ilk kez Sally’i sahnede izliyor,ve aslında biz de öyleyiz. Yani bu çılgın kızın yeteneklerini merak ediyoruz.
“Maybe This Time “, hala benzeri yok,Brian ve Sally yakınlaşmışken onların aşkını bu şarkı ile görmek ve Sally ‘nin mutluluğunu “Maybe this time, he will stay” diyerek çoşkuyla anlatmasını izlemek SÜppperrrrrRRR bi keyif .
“Money, money“; bunun da benzeri yok, master of ceremonies ile birlikte düet yapıyor Sally. Tam da iki aşk arasında kalmışken ve birinde para, diğerinde aşkı bulacağını bilirken.
-tak tak, at your window…
-who’s there?
-Hunger
-uuu hunger :O si ya love flies out the door!
ve son olarak da “Life is Cabaret“; ben her izleyişte bu sahnede Sally’ nin ağladığını düşünmüşümdür ama show must go on diye içinden geçirmiş olacak ki, kahkalarla söyler bu şarkıyı, tüm çoşkusu ve çılgınlığı üstünde, “When I go, I’m going like Elsieee” der ve beni bitirir. Yanlız ölecek belki ama mutlu olacak çünkü hayat bir kabare ve Sally kabarenin tam ortasında, hayatın tam ortasında. Bu şarkıyı dinlerken tüyleri diken diken olmayanlar çoşku duygusunu yeniden kazanmak için bungee jumping falan yapsın
~~~~notlarrr~~~~
*Master of ceremonies joel grey tarafından canlandırılmış, o yüzü gören unutamıyor.
*Cabaret ve All That Jazz bu sene İstanbul Film Festivali’nde de gösterildi. Sinemada izlemek daha bi keyifli takdir edersiniz.
*Filmin başındaki izleyici portresine ve sonundakine bakarsanız, Cabaret içinde herşeyin aynı kaldığını fakat dışında çok şeyin değiştiğini görebilirsiniz.(nazi işaretine dikkat!!!)
*Liza Minelli Judy Garland’ın kızı. Babası da zaten yönetmen Vincente Minelli.Yani bir araya gelip bi Kuisatz Haderah ortaya çıkarmışlar, yeteneğe şaşmamak lazım.
*Liza Minelli Cabaret’deki performansıyla oscar almış efendim. 3 tane de Tony ödülü var(ohannesburg) .
Recent Comments